Rüzgar Erkoçlar ile Tuğba Beyazoğlu nişanlandı

Cinsiyet değiştirerek erkek olan Rüzgar Erkoçlar, sevgilisi Tuğba Beyazoğlu ile 27 Şubat 2017 tarihinde nişanlanarak, evliliğe ilk adımı attı

Whatsapp Kişiler listesi nerede?

Whatsapp yeni güncellemeyle birlikte "Durum" sekmesi ekledi. Bu şekilde Snapchat uygulamasındaki gibi, süreli video veya fotoğraf paylaşımı yapılabilecek. Paylaşımı kimlerin gördüğü görülebilecek.

Bu gıdaları tüketmeyin

Hazır gıdalar, çabuk hazırlanması nedeniyle çok fazla işlenip hastalıklara davetiye çıkarıyor. Özellikle hazır meyve suyu ve reçeller; boyalı gazlı içecekler, meyve tozları, her türlü boyalı içecek, hazır meyveli yoğurt, sucuk, sosis, pudingler ve işlenmiş tavuk ürünlerinin ölüme davetiye çıkarttığı kanıtlandı.

Pek çok okulun öğretemediği şey; Kod Yazmak

Kod yazmak için bilgisayar mühendisliği ya da programcılığı bölümlerinden mezun olmanız gerekmiyor. Kod yazabilen insan, bunu isteyen insandır. Mühendislik öğrencisi olup daha bilgisayarın açılışından bihaber kişilerin de sorumlusu mevcut saçma eğitim ve sınav sistemimizdir diye düşünüyorum.

Çocuğunuza isim koyarken dikkat edin

Kötü anlamlı veya anlamı yanlış bilinen isimlerden bir kaç tanesi Aleyna Çocuklarına Kuran-i Kerim'de geçen bir isim koyma telaşında olan anne ve babalar, tercihlerini bazen Aleyna isminden yana kullanıyorlar. Aleyna her ne kadar Kuran’da geçse de, anlamsız bir isimdir!

26 Ağustos 2010 Perşembe

Mutlu bir evlilik için bayanlara 30 tavsiye

Evlilikteki sorunlar ve eşler arasındaki uyumsuzlukların nedenleri hiç şüphesiz her iki taraf içinde geçerlidir

Evlilikteki sorunlar ve eşler arasındaki uyumsuzlukların nedenleri hiç şüphesiz her iki taraf içinde geçerlidir. Bazen erkek eşine karşı bir takım yanlışlar yapar ve aynı şekilde bazen de bayanlar kocasını üzecek ve Onun agresif, sorumsuz, sevgisini gösteremeyen biri olmasına sebebiyet verir.

Çoğu zaman büyük kavgalar küçük şeylerden başlar. Eğer kadınlar eşlerine nasıl davranacaklarını bilseler ve kendileri için önemsiz fakat eşleri için çok önemli olan bazı noktalara dikkat etseler, kesinlikle birçok sorun da hallolacaktır.
Evlilikte mutluluk ve sevgi için kadınların eşleri için yapmaları gereken bazı önemli tavsiyeler şunlardır:



1- Eşiniz eve geldiği zaman Onu kapıda karşılayın ve güler yüzle hoş geldin deyin.

2- Onunla ilgilenin, gününün nasıl geçtiğini sorun.

3- Kazanç, malikiyet ve diğer bütün işlerinizde “ben” ve “sen” kelimeleri yerine “biz” demeyi öğrenin. Evlilik yani benliğin ortadan kalkıp bizliğe dönüşmesi ve başkası için var olmaktır.

4- Her ne kadar haklı olsanız bile, kesinlikle tartışmaktan sakının. Tartışmak eşler arasındaki sevgiyi öldürür. En çok seven siz olun ve susun. Daha sonra sakin bir zaman da güzellikle anlattığınız zaman mutlaka kabul edecektir.

5- Eşinizi başkasının yanında özelliklede akrabalarıyla beraberken küçük düşürmeyin, aksine daha fazla saygı gösterin.

6- Eşinizin yanında asla başka erkekleri överek konuşmayın ve başkalarının başarılarını Onun yüzüne vurmayın. Herkesin başara bildiği ve başaramadığı şeyler vardır.

7- Eğer yakınlarınız tarafından Ona bir fayda sağlanmışsa bunu minnet koyarak Onun yüzüne vurmayın.

8- Eşinizin arkadaşları ve tanıdıklarıyla haddinden fazla samimi olmamaya çalışın.

9- Eşinizin akrabaları ve başkalarıyla görüşmesini engellemeyin. Sürekli kısıtlamalar getirerek Onu sıkmayın.

10- Yakınlarına, akrabalarına özellikle anne ve babasına saygı gösterin, onların hatalarını eşinize mal etmeyin, onları sevdiğinizi gösterin ve bazen de eşinizden önce onları evinize davet edin.

12- Onun ailesi ve yakınları için çektiğiniz zahmetleri yüzüne vurmayın.

13- Evlilik maddi ve manevi her konuda ortaklıktır, kendi kazancınıza “benim” deyip, sadece kendiniz için harcamayın.

14- İsteklerinizin yerine gelmesi için eşinize emretmeyin, Onunda ihtiyacıymış gibi ricayla isteyin.

15- Maddi durumunu mutlaka göz önünde bulundurun, kendi istekleriniz için Onu sıkıntıya sokmayın ve anlayışlı bir şekilde karşılanmayan ihtiyaçlarınız için diretmeyin. Unutmayın, aranızda sevgi olduğu sürece o sizin için elinden gelen her şeyi yapacaktır.

16- Kendinizi eşiniz için süsleyin, o gelmeden veya evdeyken en güzel elbiselerinizi giyin.

17- Eşinizin yanında sürekli durgun, sinirli ve asık suratlı olmayın. Her zaman güler yüzlü ve güzel ahlaklı olmaya çalışın.

18- Eşiniz eve geldiğinde tüm işlerinizi bırakarak beraber oturarak konuşun, Onunla ilgilenin.

19- Üzgün, sinirli ve morali bozuk olduğu zamanlarda isteklerinizi erteleyin.

20- Nelerden hoşlanıp ve nelerden hoşlanmadığını öğrenin ve hoşlandığı şeyleri yapmaya çalışın.

21- Kadın eşinden sevgi beklediği gibi, eşine de sevgi göstermelidir ve her gün mutlaka Onu sevdiğini söylemelidir.

22- O evde olmadığı zaman özlediğinizi, geldiğinde sevindiğinizi ve gelmesini dört gözle beklediğinizi belli ettirin.

23- Bir hata yaptığı zaman hemen “sana söylemiştim” demeyin, fikir vermek yerine Onu anlamaya çalışın.

24- Sizi düş kırıklığına uğratırsa, görmezden gelin ve Onu cezalandırmaya kalkışmayın.

25- Bir isteğinizi almamış veya yerine getirmemişse “fark etmez bir dahaki sefere”, yine yapmazsa sabırla ,“tamam bir daha çıktığında alır mısın?” deyin.

26- Onun incitip, kırdığınızda ve hatanızı anladığınız zaman ondan özür dileyin ve ona ihtiyaç duyduğu sevgiyi gösterin.

27- Eşiniz yapmış olduğu hatayı anlayarak, sizden özür dilediği zaman sizde hemen kabul edin. Hata ne kadar büyükse eşinizin size vereceği puanda o kadar çok olacaktır.

28- Olumsuz duygularınızı erkeği suçlamadan paylaşmalısınız.

29- Evden çıkarken Onu yolcu edin, güler yüzle uğurlayıp, hoşça kal deyin.

30- Bu listeye içinden gelenleri eklemesini isteyin

25 Ağustos 2010 Çarşamba

Evlilik sonrası beklentiler

Büyük Beklentiler

Uzmanlara göre evlilik sonrası depresyonun kaynağı modern hayatla ve ilişkilerin yaşanma biçimiyle alakalı. Televizyonda, dergilerde bize söylenen hayatımızın aşkıyla karşılaşıp, onunla evlenmeye karar verdiğimizde tüm yaşamımızın harika olacağı. Bize anlatılanlara göre, sevdiğimiz kişiyle hayatımızı birleştirdiğimizde yaşamımızın daha mutlu, kusursuz ve yaşanılır olması gerekiyor. Şayet evlenmişseniz, hayatınızın mükemmel olmaması için de bir sebep olmadığı…

Ama gerçek yaşam söz konusu olduğunda televizyonda, dergilerde ve masallarda anlatılanların tamamen geçersiz olduğunu görüyorsunuz. Bu hepimiz için ciddi bir hayal kırıklığı. Evlilik, yaşadığımız kültürde önemli bir gösterge. Bu öyle bir gösterge ki hayatınızın eşini bulmayı, onunla birlikte bir hayata adım atmayı ve mutluluğu yakalamayı başardığınızı herkese ilan ediyor. Herkesin beklentisi bunu başarmanız ve ardından evlilik hayatına bir günde adapte olmanız. Oysaki duyguların iniş ve çıkışları, yeni yaşama kolayca uyum sağlayamama gibi hesaplanması gereken çok fazla ihtimal var.

Uzmanlara göre, çoğu çift evliliğin en mutlu geçmesi gereken ilk senesini, en ciddi hayal kırıklıklarının yaşandığı zaman dilimi olarak hatırlıyor. Çünkü insanlar evlilik hayatına, evliliğe dair gerçekçi beklentiler içinde başlangıç yapmıyor. Hoşlandığınız şeylere tam adapte olmadan önce kirli çoraplar, oraya buraya saçılmış eşyalarla ilgilenmeniz gerekiyor. Kimi çiftler evlilik defterini imzalarken bir yastıkta 40 yıl geçirmek için söz verdiklerini bile düşünmüyorlar. Birlikte yaşanacak bir ömrün, açık bırakılan klozet kapaklarıyla, çamaşır yıkamanın hayattaki en önemli şey haline gelmesi ile ilgili olabileceği hiç hesaplanmıyor.


Mutlu Bir Evlilik İçin

Oyunun kuralı, hazırlıklı olmak! Yani evliliğin getireceği sorumluluk hissine, yeni şartlara karşı duygusal olarak kendinizi hazırlamanız gerekiyor. Bütün sorun evlenecek çiftlerin tüm hazırlıklarının sadece o büyük gün için oluşu. Ertesi gün başlayacak yeni yaşamla ilgili duygusal anlamda bir hazırlık yaşamıyorlar. Bu dönemde tüm dikkatler düğüne ve onunla ilgili detaylara yöneliyor, evlilik yaşamına değil. İlişkiniz ise neredeyse hayatınızdaki öncelikler sıralamasında en arka sıralara düşüyor. Herkesin gözden kaçırmaması gereken nokta tamamen gözardı ediliyor. Aslında tüm bu tören ve hazırlıkların tek nedeni, sizin yeni başlayacak hayatınız! Esas olan evlilik yaşamında adım atmanızken, sanki başarılı bir düğün töreni tüm amacınız haline geliyor.

Evliliği Neler Yıpratır?




Eleştiri
"Sen hep böylesin. Zaten bir gün bile olsun beni dinlemedin, hep bağırıyorsun, beceriksizsin, filanın eşini örnek al, beni üzmekten zevk alıyorsun…" tarzındaki ifadeler, eşi suçlayıcı, yargılayıcı ve kırıcı eleştirilerdir. Oysa iletişimde "ben" dilini kullandığımızda eşimize şöyle diyebiliriz: "Ben bu sözünden veya davranışından dolayı çok üzüldüm, hayal kırıklığı yaşadım." Bu ifade daha yumuşak olduğundan, ayrıca kişide oluşturduğu duyguyu da olaya yansıttığından eşi olumlu yönde etkileyebilir ve buna göre olumlu karşılık verebilir.


Genelleme
"Hep böylesin. Böyle yaparsın. Bencilsin. Hiç değişmiyorsun. Bu huyunu annenden / babandan kapmışsın. Bir gün de iyi yanını göremeyecek miyim?" tarzındaki ifadeler, eşi bir kalıba sokan ve damgalayan ifadelerdir. Mantıksal olarak düşündüğümüzde, madem ki eşiniz söylediğiniz gibi "hep öyle", yıllardır değişmiyor; peki siz ne oranda değiştiniz? İşe kendinizi değiştirmekle başlayın.


Aklını okumak
Evlilikte ilişki bozulmaya ve mutsuzluk ortaya çıkmaya başlayınca araya mesafeler girer. Sürekli kavga, üzüntü, bir noktada çiftleri sessizliğe ve kendi dünyalarına iter. Fakat burada sözlü iletişim yerine sözsüz iletişim, yani davranışlardan anlamlar çıkarıp, eşi yargılama süreci başlar. "Hah! Yine kızdın. Bakışlarından anladım. Sen öyle demek istemedin. Senin kafanın içinde neler var, çok iyi biliyorum… " tarzındaki yaklaşımlar, eşin jest ve mimiklerinden, hal ve hareketlerinden anlamlar çıkarmaya yöneliktir.

İşi yokuşa sürmek
Zamanla eşlerden birinde olumlu bir değişiklik olmuştur veya gittikleri doktor dinlenilmiş ve kişi olumsuz bir davranışından vazgeçmiştir; diğer eşin: "10 yıldır sana söyledim, ama beni dinlemedin; sonunda dediğime geldin. Başkası deyince daha mı kıymetli oluyor?" biçimindeki konuşmaları, eşi üzen ve geriye döndürebilecek tarzdadır. Oysa ; "Bu değişiklikten dolayı çok mutluyum, sevinçliyim. Gel birlikte plan yapalım; başka nelerimizi değiştirebiliriz, onları konuşalım" tarzında bir diyalog kurulursa olumlu değişiklik pekişir ve devamı için de teşvik edilmiş olunur.


Geçmişi hatırlatmak
Herkesin evliliğinde, geçmişte yaşadığı olumsuz bir anısı vardır. Aile kavgaları, kırgınlıklar, ihanetler, küçük düşürmeler ve hayal kırıklıklarıdır. Geçmişte yaşanan kötü anıyı sürekli gündeme getirmek sıkıntı doğurur ve sorunları pekiştirir.
Hep haklı olmak
Hatalar, yanlışlıklar iki taraftan da kaynaklandığı halde "Kim daha haklı?" diye adeta "mahkeme" kurulur. "Evliliğimiz boyunca kavgaları hiç ben başlatmadım. Sen hep bana kötü davrandın, beni aşağıladın. Bütün sorunlar senden kaynaklanıyor!" gibi kalıp sözler, tıkanan evliliklerin klasik sözleridir. Oysa önce kendimize bakmamız ve "Ben nerede hata yapıyorum, yanlışım ne olabilir?" diye düşünmek gerekir. Sürekli karşı tarafı haksız görmek işin kolaycı yönüdür.


Sorumluluk
Aile yükünün tek tarafa yüklenmesi kişiyi aşırı strese sokup gergin ve öfkeli yapabilir. Bu yüzden hiçbir cinsiyet ayırımı gözetmeksizin yapılacak işleri ortaklaşa yapmaya gayret etmek gerekir. Diğer yandan, ilişkideki bozulmadan dolayı "Sen beni zorluyorsun, çıldırtıyorsun; bu yüzden öfkeleniyorum" yerine, "Seninle ilişkimde zorlanıyor ve bazen öfkemi kontrol edemiyorum" tarzında konuşulsa, kişi kendisini de ortaya koyuyor ve sorumluluğu paylaşmış oluyor; böylece eşi suçlamıyor, soruna dikkat çekip, üzerinde düşünülmesi gerektiği mesajını veriyor.


Mantıksal yaklaşım"Ya bana iyi bir neden göster, söylediklerimi çürüt, ya da beni kabul et!" yaklaşımı evlilikle iş ilişkisini karıştırma yaklaşımıdır. Evlilikte roller, duygular, cinsellik ve birçok değişken rol oynar. Kendimizi "temize çıkarma"da mantık olayını ileri sürmek kendi kendimizi aldatmaktan ibarettir.


Sözünü kesmekİletişimde en önemli husus, konuşan insanı sonuna kadar dinlemek, çok gerekliyse aralarda girmektir. Dinlememiz, anlamamız ve kendimizi anlatmamız gerekiyor. Bunun yolu da saygıyla dinlemek ve ses tonunu yükseltmemektir.


Terapist yaklaşımıEş, ne kadar ilgili ve tecrübeli olursa olsun, kendisini doktor yerine koymamalı; çünkü bir şey değişmez, eşi kendisini dinlemez ve dirençle karşılaşır. Bu yüzden "iyi bir eş, arkadaş, sevgili" nasıl olursa, ona öyle davranmalıdır.

23 Ağustos 2010 Pazartesi

Siz hangi pozisyonda uyuyorsunuz

Uyku pozisyonları; yataktaki uyku pozisyonunuz kişiliğinizi yansıtıyormuş
İnsanlar bildiğiniz üzere uyurken çeşitli pozisyonlar alır, bu pozisyonlar 6 çeşitmiş ve insanın kişiliğini de yansıtıyormuş. İşte uyku pozisyonları ve anlamları:

Fetus / cenin yatışı..
Cenin şeklinde yani anne karnındaymış gibi kıvrılarak yatmak, dışa dönük ancak duygusal, hassas bir kalbe sahip olduğunuzu gösteriyor. Bu tür kişiler birisiyle ilk buluşmalarında utangaç olabilir ancak kısa sürede rahatlarlar. Araştırmalarda 1000 kişiden % 41'i bu şekilde uyuduğu belirlenmiş. Kadınların erkeklerden 2 kat daha fazla bu poziyonda uyuduğu da tespit edilen diğer bir bulgu..

Kollar yanda dik yatış..
Çoğu kişi kollarını her iki tarafa sarkıtıp dik şekilde uyuyamaz. Bu şekilde uyuyunlar rahat, kalabalığa alışkın, yabancılara güvenen, sosyal insanlardır.. Buna rağmen, bazen kolay aldanabilirler...

Yaşlı duruşunda yatış..
Her iki kolunu kıvırarak ellerini yastığın yanına veya omuz hizasına koyan kişiler doğal insanlardır. Şüpheci, kuşkucu, iyiliğe şüpheyle bakan özellikler taşıyabilirler. Düşünceleri zor veya yavaş değişir. Bir karar aldıklarında, bunu değiştirmekten hiç çok hoşlanmazlar.

Asker yatışı..Kollar vücudun yanlarında rahat bırakılmış yüz yukarı şekilde, sadece baş sağa sola dönecek şekilde yatanlar, sakin, sessiz, vakur, ağzı sıkı kişilerdir. Gereksiz yere konuşanlardan, ortalığı velveleye veren insanlardan hoşlanmazlar. Kendilerini diğer kişilerden yüksek olarak konumlandırırlar.

Yüzü koyun (serbest düşüş) yatış..Yüzü koyun yani bacaklarınız aralık ve düz, kollar baş hizasında yastığın üzerinde olacak şekilde, başını sağa-sola çevirerek yatanlar, topluluk, sürü halinde yaşamayı sever. Başkalarından çok kendilerini önemserler.. Bunun yanında sinirli, huzursuz ve içli, kolay incinen kişilerdir. Eleştirilmeyi veya uç durumları sevmezler.

Deniz yıldızı yatışı..Yüz yukarı, kollar başın her iki yanına yastığa konulmuş açık, bacakları sağa ve sola açık biçimde yatanlar iyi arkadaş olurlar. Bu tür kişiler her zaman başkalarını dinlemeye hazırdır ve yardım istediğinizde yardımcı olurlar. Genellikle ilgi odağı olmaktan hoşlanmazlar.

Hangi pozisyon sağlıklı?Sağlık açısından yüzü koyun yatmak sindirimi durdurur,
deniz yıldızı ve asker pozisyonlarında horlama ile sıkça karşılaşılır, kötü uyunmasına neden olur. Midenin baskılanmadığı,
kolay nefes alınan düz bir yatış gece boyunca sağlıklıdır. Rahat uyku sağlar, horlamayı azaltır. Uyuyan kişiler nasıl yattığının farkında olmadığı için, bu şekilde yattıklarında bile çok iyi yku uyumaları her zaman mümkün olmayabilir. Bu tür araştırmalarda ayrıca, çoğu insanın uyku pozisyonunu değiştirmekten hoşlanmadığını da ortaya koyuyor. Buna göre insanların sadece % 5'i her gece farklı bir pozisyonda uyuduğunu belirtiyor..

Kanımız kırmızı olduğu halde Damarlarımız neden mavidir?

Yaşamımızın sürebilmesi için vücudumuzdaki her bir hücrenin oksijene ihtiyacı vardır. Hücrelerimize oksijeni kanımız taşır. Kanımız oksijeni havadan aldığımız nefesin sonucunda akciğerlerimizden alır ve vücudumuzun her bir noktasına ulaştırır. Bu noktalarda oksijeni hücrelere devreden kanımız, kalp tarafından emilerek tekrar oksijen depolayabilmesi için akciğerlerimize pompalanır ve çevrim böyle devam eder.

Kanımızın içinde oksijen moleküllerini tutup, damarlarda taşıyarak, hedefe ulaşıldığında bırakan özel bir molekül vardır. Kırmızı kan hücrelerini, yani alyuvarları çevreleyen ve aslında demir içeren bir protein olan hemoglobin, oksijenle birleşerek bilinen parlak kan rengini oluşturur.

Kanımız hücrelerde oksijeni terk edip, karbondioksiti alıp geri dönerken yani toplardamarlarımızda iken rengi koyu kırmızı hatta biraz mora yakındır. Damarlarımızın çeperleri ve kan hücreleri renksiz olduklarından, kanın rengini veya renginin tonunu içinde oksijen olup olmaması tayin eder.

Damarlarımızın mavi renkte görünmesi, vücudumuza gelen ışığın bir kısmının derimizde emilmesi, bir kısmının da yansıtılması ile ilgilidir. Derimizde mavi renk gibi yüksek enerjiye sahip dalga boyundaki ışıklar daha çok yansıtılıp gözümüze geldiği için damarlarımız mavi renkte görülür.

Vücudumuzda gördüğümüz damarların hemen hemen tümüne yakını daha koyu renkli kanı taşıyan toplardamarlardır. Atardamarlarda kalp tarafından pompalanan kanın vücudun her yerine süratle ulaşabilmesi için basınç yüksektir. Toplardamarlarda ise kanın basıncı düşük, hızı da daha yavaştır.

Herhangi bir atardamar kesildiğinde kan daha hızlı dışarı çıkar, kan kaybı süratli ve çok olur. Hayati tehlike yaratır. Bu tehlikeye karşı atardamarlarımız daha kalın çeperli yapılmış ve derimizin altında daha derinlere yerleştirilmişlerdir. Bir kaza veya ameliyat olmadıkça atardamarlarımızı pek göremezsiniz.

Bu nedenle derimizde gördüğümüz damarların çoğu, et kalınlığı az olduğu için içindeki kanın rengini daha çok yansıtan ve deriye daha yakın olan toplardamarlardır. Tabii ki bu durum toplardamarlar kesildiğinde kanın koyu kırmızı veya mor renkte akacağı anlamına gelmez. Kesilme yerinden akan kan derhal hava ile temas edip, ondaki zengin oksijeni alır ve rengi yine bilinen kan rengine dönüşür.

Japon Yapıştırıcılar Tüplerine Neden Yapışmazlar?

Süper yapıştırıcıların polimerleşmesi için su veya hidrojen kaynaklı başka bir maddenin yarattığı neme ihtiyaç vardır. Süper yapıştırıcının yapı taşları olan cyanoakrilat molekülleri suyun varlığında uzun, güçlü zincirler oluştururlar ki bu polimerleşme işlemidir ve bu z...incirlerle yüzeyleri birleştirirler.


İşte bu nedenle süper yapıştırıcıların tüpleri hava almayacak şekilde üretilir. Tüpün içine hava kaçması halinde yapıştırıcı polimerleşir ve tüpüne yapışır.

Klavyede F Ve J Harflerinin,Telefonlarda da 5 Numarasının Üstünde Neden Kabartma Var?

Bu kabartmalar görme engelli insanlar için düşünülüp konmuştur. Tuşların üzerinde ne yazıldığını göremeyen kişiler, bu kabartmalara dokunarak hangi tuşun nerede olduğunu anlayabilirler. Tuş dizilimi standart olduğu için kabartmalı tuşlar ve çevresinde yer alanlar bu şekilde kolayca dokunularak
anlaşılabilir.

İnsanlar Hafızalarını Kaybettiklerinde neden konuşmayı ya da yürümeyi de unutmuyorlar

Hafıza beynin dış yüzeyindeki hücrelerde,yani beyin korteksinde korunur. Hafıza kaybında konuşma da bir dereceye kadar etkilenebilir. Ancak yürüme yeteneği, "ekstrapiramidal sistem(otomatik hareketleri idare eden sistem)" denilen,beynin alt merkezleri tarafından yönetilir. Bu nedenle üst merkezleri ve hafızayı etkileyen durumlarda yürüme gibi eylemler etkilenmeyebilir.

Karar Verme Testi - kokoloji

Mahkeme salonunda geçen bir filmde aktörsünüz, aşağıdakilerden hangisini oynardınız.?

1. Avukat

2. Dedektif

3. Suçlu

4. Şahit.


Cevaplar:
Psikolojik açıdan aktör sizin sosyal kişiliğinizle ilintilidir, yani dış dünyayı karşıladığınız yüzünüz. Kendinizi bir aktör olarak hayal etmek size istediğiniz rolü oynama özgürlüğünü sunar. Mahkeme salonu dekoru ise sahneye gergin ve heyecanlı duygular katar. Oynadığınızı söylediğiniz rol bir kriz durumunda ne tepki verdiğinizi anlatır.

1.Avukat:
Ateş altında daima soğukkanlısınız ve sizi terlerken görmek çok zor. Fakat çok gergin durumlarda ortaya çıkan bir başka yüzünüz daha vaR: Kısıtlamaları unutacak kadar ateşli ve gerekirse patlamaya hazır bir savaşçı. Bu soğukkanlı ve ateşlilik sizi en umutsuz durumlarda bile düzlüğe çıkarıyor.

2.Dedektif:Karmaşa ve karışıklık sizi etkilemiyor ve başkaları kendilerini kaybettiklerinde bile siz sakin kafayla düşünebiliyorsunuz. Çevrenizdekiler sizdeki bu serinkanlılığa saygı duyuyorlar ve zorda kaldıkları zaman sizden yardım istiyorlar. Bunun anlamı başınızdan hiç dert eksik olmaması ama siz stresten fazla rahatsız olmuyorsunuz, hatta sizi daha da sakinleştiriyor.

3.Suçlu:İlk bakışta güçlü ve umursamaz görünüyorsunuz ama aslında savaşları sonuna kadar götürmek için gerekli olan şey sizde yok. İşler zora binince, kaygılanmakla vakit kaybediyori, sorunları çözmek yerine kendinizi yargılamaya başlıyorsunuz. Sizin için yapılacak en iyi şey olayları daha pratik yoldan çözümleyebilen birisiyle ortaklık kurmaktır.

4.Şahit:Her durumda uyumlu ve yardımsever olarak görüseniz de başkalarını memnun etmek için gösterdiğiniz fazla çaba sizi de bir dert kaynağı haline getiriyor. Herkesle her zaman geçinmek uğruna tutarsız ve hatta güvenilmeyecek birisi haline geliyorsunuz. Yaptıklaırınızın başkalarını mutlu ya da mutsuz edip etmediğinden sürekli endişe duymayı bırakmalısınız. Kendinizi ispatlamanız gereken tek kişi kendinizsiniz.